amanın minnoş |

*
Şarkıcı : Ahmet Kaya
Albüm : İyimser Bir Gül
Şarkının Adı: Amanın Minnoş
Söz - Müzik : Fethi Perilioğlu
* "bugün seni çok yaşlanmış gördüm" dedi arkadaşım. en fazla bir hafta önce görüşmüştük oysa. ilginç olan benim de kendimi öyle hissediyor olmam. oluyor bazen böyle şeyler.
* diyalog:
- cemile'yi okudunuz mu elemaniye hanım ?
- hayır okumadım dikkatsiz bey
- neden okumadınız ?
- söylemediniz ki !
- herşeyi benim mi söylemem lazım elemaniye hanım ?
- !!
* aldım:
italo calvino - görünmez kentler
cengiz aytmatov - cemile
ayfer tunç - taş-kağıt-makas
atilla atalay - hayaller kahyası
atilla atalay - ebekulak
* "kimseye söylemezsen sana bir şey söyleyeceğim" dedi dün bir adam. "söyleme o zaman" dedim adama. "neden" dedi adam. "söylediğini bana sorduklarında - bilmiyorum, diyemem" dedim adama. adam yine de söyledi. söylemese de olurdu. hatta keşke söylemeseydi. mümkün olduğunca az şey bilmek istiyorum. hatta mümkün olsa da hiçbir şey bilmesem.
* "aidiyet" diye bir kavram var. işte ondan bende yok. ama olsun istiyorum. ama olmuyor. hiç olmadı. ama olsun artık. yoruldum çünkü. çok yoruldum çünkü. bugün geldi boğazıma oturdu. öğlene kadar sıktı sıktı sıktı. allahtan cumaydı bugün. allahtan ibrahim vardı. herşey allahtandı.
* çok küfrediyorum bugünlerde. etmesem iyi olacak. belki de her söylediğimde acı biberimi kendim sürmeliyim dilime. nede olsa büyüdük artık.
* "sen mevsimler gibisin değişirsin sevgilim" diyor. hadi bunu anladık, peki "şavkıması sana doğru yolların" ne demek peki ?
* bu kadar.
mutriba ! sen ışka dair bir hava bilmez misin ? 03 Temmuz 2008 Perşembe |
uyku 02 Temmuz 2008 Çarşamba |

Vikipedi, özgür ansiklopedi
* acaba memeli, kuş veya balık olmadığımızdan mı uğramaz?
cebeci köprüsü |
Karınca yuvasına benziyor.
Hamallar, körler, topallar
Oturmuş nasibini bekliyor.
Cebeci köprüsü yüksek,
Altından tren geçiyor.
Ya benim aklımdan geçenler?
Kimse bilmiyor.
Şu dünya güzelim dünya
Tıkır tıkır işliyor,
İnsanlar insanlar insanlar
Neden böyle çekişir durur?
Aklım ermiyor.
Cebeci köprüsünün korkulukları
Kara boyalı.
Daha böyle köprülerden geçersin çok
Cahit Külebi!
skruk - ilgar muradov - azerbaycan şarkıları 01 Temmuz 2008 Salı |

isimsiz 28 Haziran 2008 Cumartesi |

eğer bir film yönetmeni olsaydım ben, o adamın öyküsünü mutlaka filme çekerdim. çok çok eski zamanlarda yaşamaktadır ve içindeki ateşle bilinmeyen topraklara tekbaşına yolculuğa çıkmıştır. o kadar eskidir ki zaman hiçbir dağın, hiçbir ormanın ve hiçbir ağacın adı yoktur daha. onun aradığı da bir ad değildir zaten. ne aradığını da bilmemektedir.
uzun yollar yürür, tepeler aşar, ölümlerden döner. sonra hiç beklemediği bir anda, olağanüstü birşey görür. o kadar olağanüstüdür ki gördüğü, "ancak bir tanrı yaratabilir bunu" der. ve kendine "istanbul'u ilk gören insan" ismini kendi verir.
yazık, artık bu ismin nasıl telaffuz edildiğini bilmiyoruz.
lübb'ül lübb 27 Haziran 2008 Cuma |

sözün kısası sevgili blogcular; siz siz olun; elin şeyiyle gerdeğe girmeyin.
* dilaver cebeci ölmüş.
pinokyo 23 Haziran 2008 Pazartesi |

güzelmiş 22 Haziran 2008 Pazar |
Rezervasyonun kalma süresinden 2 hafta öncesine kadar iptal edilmesi durumunda ücretin tamamı, 1 hafta öncesine kadar iptali durumunda tutarın %70'i geri ödenir. Kalma tarihine 1 haftadan az kaldığı durumda rezervasyon iptal edilirse ücretin sadece %10u geri iade edilir. Son gün (konaklanacak gün) rezervasyon iptali durumunda geri ödeme yapamıyoruz.
Rezervasyon kalma süresinin 1 hafta öncesine kadar başka bir güne kaydırılmak istenirse kalma ücretine %30'ek rezervasyon değiştirme ücreti alınır.
kusursuz macera |

“Belki biraz şişmanlamış, azıcık da yaşlanmış...” diye geçirdi aklından.”Şimdi ak saçından gurur duyan olgun bir erkek olmuş, ama hala eskisi kadar sevimli, mutlu ve yakışıklı.” On iki yıl yerine sanki on iki gün geçmişti üzerinden ve yeni gri halılı, biraz genişletilmiş bu pastanede yine birbirlerine rastlamaları, ikisini de şaşırtmıştı. Daha önce duvar kağıdı ne renkti? Garson kızların üniformaları gibi yine griydi. Hiçbir şey değişmemiş. Kehribar renkli perdelerin çevrelediği pencereden aynı manzara görünüyordu; mavi gölün üstünde , karanlık köknarların arasında yükselen dağın bir parçası. O gün olduğu gibi, kadının bugün de manzaraya arkası dönükken erkek, belki biraz değişik sözcükler kullanarak, “Sadece ikimiz için her şeyden uzak bir yer..” demişti. Bugünkü sözleri daha değişik olmakla birlikte kadın onun muradını ve cümlenin asıl anlamını ve gözlerini salonun içinde önce resme, sonra masaya ve perdeye çevirerek erkeğin bakışlarından kaçırırken, onun ısrarla gözlerinin içine bakışını aklında tutmaya çalışıyordu. Niçin? On yıl önce kadının bu soruya bir cevabı vardı: Korkuyordu.
“Neden korkuyordun?”
“Mutlu olamamaktan.”
“Kendinden korkuyordun...” dedi erkek.
“Belki.”
.
.
.
“Kaç yıldır evlisin?”
“Sekiz.”
“Sekiz mi? Ne güzel.”
“Ve dört çocuk... Her birinden ikişer...”
“Halin hiç göstermiyor bunu.”
Erkek de evliydi, fakat çocuğu olmamıştı. Mutluluk herkesin düşündüğü anlamdaysa, o da mutluydu. Karısından, kazancından, onu anılarıyla dolu olan bu kente bir kez daha getiren işinden söz etti, ama özellikle onları birbirine bağlayan ve hala tam anlamıyla doyurulamamış sevgiden söz etti. Sözlerini yanlış yorumlamamasını isteyerek, aradaki uzaklığı ve zamanı yenebilecek, ömür boyu bir sevgiden söz etmenin doğru olmadığını açıklamaya çalışıyordu. Daha kadın farkına varmadan, evet, çelişkiye düşüyordu. “Demek istediğim, biliyorsun, gerçekten aramızda sevgi diye bir şey yok. Anlıyor musun? Sanki bir kitabın yarısını okuyup bıraktık veya bir filmin yarısında sinemadan çıktık. Bu çemberi bütünlemedikçe, ikimiz de şimdiki gibi hiçbir şeyden doyamamış hissedeceğiz kendimizi, hayatta her şeyi elde etmiş olsak bile.”
Kadın esniyordu. Kolu uyuşmuştu, yastığın üzerinde pozisyonunu değiştirdi.
“Gitmem gerek.”
“Hayır, benim gitmem gerek. Zaten neden geldiğimi bilemiyorum.”
“Evet biliyorum!” diye düşündü kadın. Yarısı okunmuş bir kitap, yarısı görülmüş bir film, çemberi bütünleyememekten doğan doyumsuzluk. Buna hoşlanmak, ihtiras, ihtiyaç veya arzu da denebilir. Sanki tutkusunun teması gibi arkasında uzanan manzaranın suçlaması altında bu duyguların hepsi bir araya toplanmıştı.
“Sadece cumaya kadar buradayım.”
“İki haftalığına geldim, demiştin?”
“Cuma günü ayrılıyorum.”
Ve belki bir daha hiç geri gelmeyecekti. Böylesi daha iyi, her şey daha kolay olacaktı böylece. Otelinde bir öğleden sonra buluşmak... Kimseyi gücendirmeden bir düşün en iyi tadını çıkarma yolu!
.
.
“Edebilirim” dedi kadın.
“Ama feda etmeyeceksin.”
Tek bir öğleden sonra, hepsi o kadar. Üç saat, belki de daha kısa bir süre bir otelin gizliliği içinde. Onuncu katta. 1028 numaralı oda. Asansörden çıkınca sağ tarafta, kendisi gibi duraksayan, ürperen ve kuşkuyla ilerleyen diğer kadınların da ürkek adımlarla pek çok kez üzerinde yürüdüğü uzun, sessiz, halı kaplı koridor. Peki niçin ürküyor ve duraksıyor? Tam tersine, mutluluk içinde yürüyor o. Onun titremesi hiç kimsenin bilemeyeceği ve sadece aklının içinde oluşan duygulardan ileri geliyordu. “Hiç kimse... “ diye yineledi. “ Kusursuz bir macera!” dedi yine.
.
.
.
“Kimseye hesap vermek zorunda değilsin.”
“Belki Tanrıya...”
“Bu üzüyor mu seni?”
“Tanrı her zaman bağışlar.”
Kadın gözlerini açtı ve elini çekti. Bu sessizlik anında erkeğin ikinci bir sigara çıkarışını ve bunu yakar yakmaz küçük tablaya koyuşunu izledi.
“Bir kahve daha istemez misin?”
“Yok, teşekkür ederim.”
“Soğuk bir şey?”
“Gitmem gerek.”
“Dur biraz.”
“Hayır gitmem gerek. Niye geldim, bilmiyorum.”
.
.
“Hiçbir zaman yapamadım o işi...” diye düşündü. “On yıl önce aşık olduğum bir yabancıydı. Ayrılmıştık ve bir gün pastanede rastlaşıverdik. İki saat sonra bana telefon ederek sadece cumaya kadar burada olacağını söyledi. Bütün bunlara rağmen yapamazdım. Kusursuz bir macera için en ideal koşulların varlığına rağmen, bu maceraya girişmeyi beceremezdim. Korkacaktım, kendimden utanacaktım. Bilemediğim daha başka nedenler olacaktı işte..”
Dergiyi yatağın üzerine koydu. Televizyonu açmak için kalktığında, kocasının, “Sinemaya gitmek istemez misin?” dediğini duydu.
Vincente Lenero
semaverim fıkırdar |

dikkatsiz müzik iftiharla sunar ! |
Seçmemizde yaralan şarkılar ve sanatçılar, aşağıda meraklısı için belirtilmiştir.
1-Neco – O Şarkıyı Henüz Yazmadım (4:13)
2-Selçuk Ural – Benim Bütün Rüyalarım Seninle (3:28)
3-Nil Burak – Tatlı Tatlı (3:25)
4-Nil Burak – Boşvere Boşvere (3:45)
5-Esmeray – Gel Tezkere (3:37)
6-Cici Kızlar - Nasılsın İyi Misin (2:41)
7-Asu Maralman – Bal Gibi Olur(2:55)
8-Yeliz – Bu Ne Dünya Kardeşim(3:52)
9-Yıldırım Gürses – Lisesi Kız (3:42)
10-Timur Selçuk – İspanyol Meyhanesi (6:09)
*Telif hakları gözönünde bulundurularak, sanatçılara ait eserleri satın almanız önemle hatırlatılır.
yok. |
* naif diye bir kelime var, çok güzel. acaba mazrufu var mı?
* "türkiye 2 - isviçre 1" gol ogün. unutmak mümkün mü? ne de olsa ilkti.
* " ademler ve havvalar "diye bir program varya; eşinize "erkeğim" "kadınım" diye hitap edin, diyorlar. düşündüm de doğru. bi de havvanın birisi - kadınlar da süpriz bekliyor, diyince; bir garip adem - yapacaaz dur, demişti. trt int 19:50
* "bence ikiz yatak diyeti en güzeli" çok güzel hareketler bunlar
* yazar efendilerden özellikle rica ediyorum: lütfen kitap bi naneye benzemiyorsa, benziyormuş gibi isimler vermeyin.
* geleneksel 4. ekmek-yoğurt-kavun geceleri devam ediyor
20:00 açılış ve eve giriş
20:05 üstbaş değişimi
20:15 ellerin ve kavunun yıkanması
20:20 3.ekmek-yoğurt-kavun gecesi'nden kalanlar
20:30 yemek
20:40 dilek ve temenniler
* tüm hafta boyunca işe geç kaldım.
* bıyık bıraksam nasıl olur acaba?
* iş dönüşü kırmızı ışıkta beklerken dikiz aynasından gördüm : adam burnunu karıştırırken kadın da tırnaklarını yiyordu. ne uyumlu çiftler var.
* mehmet , gökhan semiz 'e benzemiyor mu? yazık, artık öyle şarkılar yazılmıyor, lan ismail.
* yeni akaryakıt zammıyla "istanbul'un kültür başkenti" olma maliyeti vatandaşın üzerine yüklendi diyor, haber. enerji ampulü meraklısı olmama rağmen soruyorum, japonlara mı yüklenseydi?
* uzunca bir süredir "mavi melek" den başka bir grubun mailini okumuyorum.
* siz tabi bu kadar boş lafın üstüne dişe dokunur birşey var mı diye bakınıyorsunuz. yok.
benny hill tadında bloglar 19 Haziran 2008 Perşembe |
oynamazsan kazanamazsın 18 Haziran 2008 Çarşamba |

* bazen "pas" dersiniz. artık diyecek bir şey kalmamıştır. oyun bitmiştir. kaybetmişsinizdir. ama yine de kartlarınızı ortaya hoyratça atamazsınız. oyun bitse de kartları masaya kapalı koyarsınız.
* kumarbazlık, tüm kötü alışkanlıklar içerisinde adı en az anılandır. ve en az tanınan. diğerlerinden daha mı az zararlıdır. asla. ama o kadar gözden ıraktadır ki kimsenin aklına gelmez.
* hırsız, para için çalar. oysa hiçbir kumarbaz para için oynamaz. daha doğrusu, hiçbir kumarbaz için para, oyunun asıl amacı değildir. eğer öyle olsaydı, kazanırken bırakmakda tereddüt etmezdi.
* ve yaşlı dünyamızda kazanan bir kumarbaz görülmemiştir.
* yukarıdakiler bana aitti. usta ne demişti hatırlayalım :
"Evet! Ömrümde bir kez olsun sabırlı ve tedbirli davranırsam tamamdır. İşte hepsi bu! Bir kez olsun kişiliğimi bulsam, bir saat içinde tüm yazgımı değiştirebilirdim! Bütün iş güçlü olmakta. Şu son felaketten yedi ay önce Roulettenburg'da neler olup bittiğini anımsamam yeterli. Ah gözümü nasıl da karartmıştım: Her şeyi ama her şeyi kaybetmiş... Tam istasyondan çıkıyordum ki, bir de baktım, yeleğimin cebinde bir gulden kalmış."Vay canına, yemek param varmış meğer!" dedim kendi kendime. Ama yüz adım kadar gitmedim, vazgeçip geri döndüm. O bir guldeni manque - bu kez manque üzerine karar kılmıştım- üzerine oynadım. İnsan yabancı bir ülkede, yapayalnız, sevdiklerinden uzakta, o gün ne yiyeceğini bile bilmeden son, evet son guldenini de ortaya koyduğu zaman içi bir tuhaf oluyor! Kazandım ve yirmi dakika sonra istasyondan cebimde yüz yetmiş beş guldenle ayrıldım. İşte aynen böyle oldu! Bazen tek bir guldenin ne anlama geldiğini görüyorsunuz işte! Peki, ya o gün böylesine ihtiraslı, böylesine cesur olmasaydım!
Yarın, yarın her şey sona erecek artık! "
yazmak mı yaşamak mı 17 Haziran 2008 Salı |
boyyalım mı abi? 16 Haziran 2008 Pazartesi |

belki onların da almayı hayal ettikleri birşeyler vardır.
bütün aşk mektupları |

Gülünçtür.
Aşk mektubu olmazdı onlar eğer olmasalardı
Gülünç.
Ben de zamanında yazdım aşk mektupları,
Başkaları gibi,
Gülünç.
Aşk mektupları, eğer aşk varsa,
İster istemez
Gülünç.
Ama, her şey bir yana,
Asla aşk mektubu
Yazmamış olanlardır sadece
Gülünç.
Ah, yazdığım zamanlara geri dönsem
Farkında olmadan
Gülünç
Aşk mektupları...
Aslında bugün
Benim anılarımdır
Bu aşk mektuplarına dair
Gülünç
Olan.
(Vurgulanan bütün kelimeler,
Vurgulanan duygular gibi
Doğal olarak
Gülünç.)
Fernando PESSOA
you know i'm no good 15 Haziran 2008 Pazar |
dügah perdesinde karar kılmak 14 Haziran 2008 Cumartesi |
öylesine bir gün |

* biraz televizyon izledim.
* bir anatomi dersi : ev 'i okudum.
* dünya şiiri antolojisi'nden şu şiiri okudum.
* dikiş nakış bloglarına baktım. ne de olsa o taraftan da bir ilgi var.
* boris vallejo 'yu hatırladım, bir kez daha hayran kaldım.
* son günlerde terapi aracı olarak kullandığım trt fm i dinledim.
* iki tane post yayınladım.
* canım sıkıldı.
* elma yedim.
* tekrar televizyon izledim.
* bol bol sigara içtim.
* apartmandaki çocuklar, bahçedeki gösterilerine davet ettiler.
* telefonumu şarj ettim.
* devotchka dinledim.
çekirdek aile |

İlahi Midhat Paşa ömürsün vallahi!
Sırlı Tuğlalar
Sadık Yalsızuçanlar
geçmiş zaman olur ki |

Binlerce vatandaşın toplanmış olduğu Cumhuriyet meydanında evvela Üniversite talebesi Cihan Çeter, gençlik adına bir konuşma yaparak : "Her gecenin bir sabahı vardır.: hürriyet, bütün insanların davasıdır" demiş ve "İnönü, Dumlupınar, 26 Ağustos zaferleri" ni birer misal olarak zikrederek İstiklal marşı şairi Mehmet Akif'ten şiirler okumuştur.
Müteakiben diğer hatipler de birer konuşma yapmış ve Atatürk'ün gençliğe hitabesi okunmuştur. Diğer taraftan kurbanlar kesilmiş ve halkın orduya güveni ifade edilerek olgun bir hava içinde miting son bulmuştur.
Yeni Meram
10 Haziran 1960
10 Kuruş












