<body><iframe src="http://www.blogger.com/navbar.g?targetBlogID=5858631156209430636&amp;blogName=55882&amp;publishMode=PUBLISH_MODE_BLOGSPOT&amp;navbarType=BLUE&amp;layoutType=CLASSIC&amp;homepageUrl=http%3A%2F%2F55882.blogspot.com%2F&amp;searchRoot=http%3A%2F%2F55882.blogspot.com%2Fsearch" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no" frameborder="0" height="30px" width="100%" id="navbar-iframe" title="Blogger Navigation and Search"></iframe> <div id="space-for-ie"></div>

sofralarına pilav dökülmüş memleketimin 05 Temmuz 2008 Cumartesi |

* konuyla igili daha önce şurada bilgilendirme yapmıştık.


amanın minnoş |




*
Şarkıcı : Ahmet Kaya
Albüm : İyimser Bir Gül
Şarkının Adı: Amanın Minnoş
Söz - Müzik : Fethi Perilioğlu


* "bugün seni çok yaşlanmış gördüm" dedi arkadaşım. en fazla bir hafta önce görüşmüştük oysa. ilginç olan benim de kendimi öyle hissediyor olmam. oluyor bazen böyle şeyler.

* diyalog:

- cemile'yi okudunuz mu elemaniye hanım ?
- hayır okumadım dikkatsiz bey
- neden okumadınız ?
- söylemediniz ki !
- herşeyi benim mi söylemem lazım elemaniye hanım ?
- !!

* aldım:

italo calvino - görünmez kentler
cengiz aytmatov - cemile
ayfer tunç - taş-kağıt-makas
atilla atalay - hayaller kahyası
atilla atalay - ebekulak

* "kimseye söylemezsen sana bir şey söyleyeceğim" dedi dün bir adam. "söyleme o zaman" dedim adama. "neden" dedi adam. "söylediğini bana sorduklarında - bilmiyorum, diyemem" dedim adama. adam yine de söyledi. söylemese de olurdu. hatta keşke söylemeseydi. mümkün olduğunca az şey bilmek istiyorum. hatta mümkün olsa da hiçbir şey bilmesem.

* "aidiyet" diye bir kavram var. işte ondan bende yok. ama olsun istiyorum. ama olmuyor. hiç olmadı. ama olsun artık. yoruldum çünkü. çok yoruldum çünkü. bugün geldi boğazıma oturdu. öğlene kadar sıktı sıktı sıktı. allahtan cumaydı bugün. allahtan ibrahim vardı. herşey allahtandı.

* çok küfrediyorum bugünlerde. etmesem iyi olacak. belki de her söylediğimde acı biberimi kendim sürmeliyim dilime. nede olsa büyüdük artık.

* "sen mevsimler gibisin değişirsin sevgilim" diyor. hadi bunu anladık, peki "şavkıması sana doğru yolların" ne demek peki ?

* bu kadar.

mutriba ! sen ışka dair bir hava bilmez misin ? 03 Temmuz 2008 Perşembe |





* meraklısına:

suzidil mevlevi ayin-i şerifi

* kandiliniz kutlu, kazancınız bol olsun !

sevgi var ya |



uyku 02 Temmuz 2008 Çarşamba |




"Uyku tüm memelilerde, kuşlarda ve balıklarda gözlenen doğal dinlenme biçimidir."

Vikipedi, özgür ansiklopedi

* acaba memeli, kuş veya balık olmadığımızdan mı uğramaz?

cebeci köprüsü |

Cebeci köprüsünün üstü
Karınca yuvasına benziyor.
Hamallar, körler, topallar
Oturmuş nasibini bekliyor.

Cebeci köprüsü yüksek,
Altından tren geçiyor.
Ya benim aklımdan geçenler?
Kimse bilmiyor.

Şu dünya güzelim dünya
Tıkır tıkır işliyor,
İnsanlar insanlar insanlar
Neden böyle çekişir durur?
Aklım ermiyor.

Cebeci köprüsünün korkulukları
Kara boyalı.
Daha böyle köprülerden geçersin çok
Cahit Külebi!

pileli pantolon giyerken de seni seven ben idim |




ben seçemedim , sen seç yaşar abi.









skruk - ilgar muradov - azerbaycan şarkıları 01 Temmuz 2008 Salı |



fotoğrafı "kardeş fotoğrafları" serime ayırmıştım ama şu postu görünce öyle sevindim ki, iki güzel şey birarada olsun istedim.


isimsiz 28 Haziran 2008 Cumartesi |


eğer bir film yönetmeni olsaydım ben, o adamın öyküsünü mutlaka filme çekerdim. çok çok eski zamanlarda yaşamaktadır ve içindeki ateşle bilinmeyen topraklara tekbaşına yolculuğa çıkmıştır. o kadar eskidir ki zaman hiçbir dağın, hiçbir ormanın ve hiçbir ağacın adı yoktur daha. onun aradığı da bir ad değildir zaten. ne aradığını da bilmemektedir.

uzun yollar yürür, tepeler aşar, ölümlerden döner. sonra hiç beklemediği bir anda, olağanüstü birşey görür. o kadar olağanüstüdür ki gördüğü, "ancak bir tanrı yaratabilir bunu" der. ve kendine "istanbul'u ilk gören insan" ismini kendi verir.

yazık, artık bu ismin nasıl telaffuz edildiğini bilmiyoruz.

biraz üzgün ve ömer öfkesinde biraz* |




* ismet özel

lübb'ül lübb 27 Haziran 2008 Cuma |




* bu psikoloji (ψυχολογία, psihologia, ruh bilimi, ruhîyât) denen meret keçiboynuzu gibi birşey. insan bir gram bal için bir kilo bundan yemek zorunda kalıyor. Bende-niz'in de bir zaman bala ihtiyacı vardı. dediler "hacı keçiboynuzu ye" dediklerine göre bildikleri de vardır, diye düşündük başladık yemeye. ye allah ye, ye allah ye. ülen bişey olduğu yok. sonra başka birileri çıktı, "hacı onlar olmaz şurda yetişeninden ye" bu sefer başladık onları yemeye. içimiz dışımız keçiboynuzu oldu. gece rüyalarımda filan keçiboynuzu görüyorum. insanlara bakınca kaç kilo keçiboynuzu yediklerini düşünüyorum. ama gel gör ki, yine tık yok. bünye bas bas bağırıyor. efendim daha başka birileri çıktı, "tekbaşına yemek fayda sağlamaz şunla karıştıracaksın" dediler. karıştırdık yedik yine bişey olduğu yok. okuldan bir arkadaş vardı, o dedi ki "sen boşyere hamballık etmişsin bunca zaman, bunu tablet haline getirdiler onu iç" sabah, akşam, bazen geceyarısı uykum kaçınca içiyorum tabletleri. nafile. yine böyle uykusuz bir gece karnım açıktı, evde bişey bulamayınca, demledim güzelce çayımı, ekmeğin arasına sürdüm balımı. oh be dedim, dünya varmış. neydi o eziyet öyle. çatlayana kadar yedim. sonrada vurdum kafayı yattım.

sözün kısası sevgili blogcular; siz siz olun;
elin şeyiyle gerdeğe girmeyin.

*
dilaver cebeci ölmüş.

pinokyo 23 Haziran 2008 Pazartesi |




biliyor musun gepetto usta, insanlar bizim masalımızı okurken hep başkalarına söylediğim yalanları görüyorlar. oysa kendime söylediklerim, canımı daha çok acıtıyor.

halayda delikanlı başı olacaktım |




güzelmiş 22 Haziran 2008 Pazar |

Rezervasyon için Deniz Dursun'u arayarak (0532 315 59 51) tutarın tamamını aşağıdaki hesap numarasına yatırınız.

Rezervasyonun kalma süresinden 2 hafta öncesine kadar iptal edilmesi durumunda ücretin tamamı, 1 hafta öncesine kadar iptali durumunda tutarın %70'i geri ödenir. Kalma tarihine 1 haftadan az kaldığı durumda rezervasyon iptal edilirse ücretin sadece %10u geri iade edilir. Son gün (konaklanacak gün) rezervasyon iptali durumunda geri ödeme yapamıyoruz.

Rezervasyon kalma süresinin 1 hafta öncesine kadar başka bir güne kaydırılmak istenirse kalma ücretine %30'ek rezervasyon değiştirme ücreti alınır.


Kalma tarihine 1 haftadan az kaldığı durumda yapılan bir rezervasyonu başka güne kaydıramıyoruz.

Kulindağ Dağ Evi

kusursuz macera |





Kadın, yatağın üstüne uzanırken esniyordu. Yaprağı çevirince, derginin tüm sayfasını kaplayan bir resme rastgeldi.

“Belki biraz şişmanlamış, azıcık da yaşlanmış...” diye geçirdi aklından.”Şimdi ak saçından gurur duyan olgun bir erkek olmuş, ama hala eskisi kadar sevimli, mutlu ve yakışıklı.” On iki yıl yerine sanki on iki gün geçmişti üzerinden ve yeni gri halılı, biraz genişletilmiş bu pastanede yine birbirlerine rastlamaları, ikisini de şaşırtmıştı. Daha önce duvar kağıdı ne renkti? Garson kızların üniformaları gibi yine griydi. Hiçbir şey değişmemiş. Kehribar renkli perdelerin çevrelediği pencereden aynı manzara görünüyordu; mavi gölün üstünde , karanlık köknarların arasında yükselen dağın bir parçası. O gün olduğu gibi, kadının bugün de manzaraya arkası dönükken erkek, belki biraz değişik sözcükler kullanarak, “Sadece ikimiz için her şeyden uzak bir yer..” demişti. Bugünkü sözleri daha değişik olmakla birlikte kadın onun muradını ve cümlenin asıl anlamını ve gözlerini salonun içinde önce resme, sonra masaya ve perdeye çevirerek erkeğin bakışlarından kaçırırken, onun ısrarla gözlerinin içine bakışını aklında tutmaya çalışıyordu. Niçin? On yıl önce kadının bu soruya bir cevabı vardı: Korkuyordu.

“Neden korkuyordun?”

“Mutlu olamamaktan.”

“Kendinden korkuyordun...” dedi erkek.

“Belki.”
.
.
.
“Kaç yıldır evlisin?”

“Sekiz.”

“Sekiz mi? Ne güzel.”

“Ve dört çocuk... Her birinden ikişer...”

“Halin hiç göstermiyor bunu.”

Erkek de evliydi, fakat çocuğu olmamıştı. Mutluluk herkesin düşündüğü anlamdaysa, o da mutluydu. Karısından, kazancından, onu anılarıyla dolu olan bu kente bir kez daha getiren işinden söz etti, ama özellikle onları birbirine bağlayan ve hala tam anlamıyla doyurulamamış sevgiden söz etti. Sözlerini yanlış yorumlamamasını isteyerek, aradaki uzaklığı ve zamanı yenebilecek, ömür boyu bir sevgiden söz etmenin doğru olmadığını açıklamaya çalışıyordu. Daha kadın farkına varmadan, evet, çelişkiye düşüyordu. “Demek istediğim, biliyorsun, gerçekten aramızda sevgi diye bir şey yok. Anlıyor musun? Sanki bir kitabın yarısını okuyup bıraktık veya bir filmin yarısında sinemadan çıktık. Bu çemberi bütünlemedikçe, ikimiz de şimdiki gibi hiçbir şeyden doyamamış hissedeceğiz kendimizi, hayatta her şeyi elde etmiş olsak bile.”

Kadın esniyordu. Kolu uyuşmuştu, yastığın üzerinde pozisyonunu değiştirdi.

“Gitmem gerek.”

“Hayır, benim gitmem gerek. Zaten neden geldiğimi bilemiyorum.”

“Evet biliyorum!” diye düşündü kadın. Yarısı okunmuş bir kitap, yarısı görülmüş bir film, çemberi bütünleyememekten doğan doyumsuzluk. Buna hoşlanmak, ihtiras, ihtiyaç veya arzu da denebilir. Sanki tutkusunun teması gibi arkasında uzanan manzaranın suçlaması altında bu duyguların hepsi bir araya toplanmıştı.

“Sadece cumaya kadar buradayım.”

“İki haftalığına geldim, demiştin?”

“Cuma günü ayrılıyorum.”

Ve belki bir daha hiç geri gelmeyecekti. Böylesi daha iyi, her şey daha kolay olacaktı böylece. Otelinde bir öğleden sonra buluşmak... Kimseyi gücendirmeden bir düşün en iyi tadını çıkarma yolu!
.
.
.
“Kendi arzunu feda edemezsin!”

“Edebilirim” dedi kadın.

“Ama feda etmeyeceksin.”

Tek bir öğleden sonra, hepsi o kadar. Üç saat, belki de daha kısa bir süre bir otelin gizliliği içinde. Onuncu katta. 1028 numaralı oda. Asansörden çıkınca sağ tarafta, kendisi gibi duraksayan, ürperen ve kuşkuyla ilerleyen diğer kadınların da ürkek adımlarla pek çok kez üzerinde yürüdüğü uzun, sessiz, halı kaplı koridor. Peki niçin ürküyor ve duraksıyor? Tam tersine, mutluluk içinde yürüyor o. Onun titremesi hiç kimsenin bilemeyeceği ve sadece aklının içinde oluşan duygulardan ileri geliyordu. “Hiç kimse... “ diye yineledi. “ Kusursuz bir macera!” dedi yine.
.
.
.
“Kimseye hesap vermek zorunda değilsin.”

“Belki Tanrıya...”

“Bu üzüyor mu seni?”

“Tanrı her zaman bağışlar.”

Kadın gözlerini açtı ve elini çekti. Bu sessizlik anında erkeğin ikinci bir sigara çıkarışını ve bunu yakar yakmaz küçük tablaya koyuşunu izledi.

“Bir kahve daha istemez misin?”

“Yok, teşekkür ederim.”

“Soğuk bir şey?”

“Gitmem gerek.”

“Dur biraz.”

“Hayır gitmem gerek. Niye geldim, bilmiyorum.”
.
.
.
Kadın dergiyi kapadı.

“Hiçbir zaman yapamadım o işi...” diye düşündü. “On yıl önce aşık olduğum bir yabancıydı. Ayrılmıştık ve bir gün pastanede rastlaşıverdik. İki saat sonra bana telefon ederek sadece cumaya kadar burada olacağını söyledi. Bütün bunlara rağmen yapamazdım. Kusursuz bir macera için en ideal koşulların varlığına rağmen, bu maceraya girişmeyi beceremezdim. Korkacaktım, kendimden utanacaktım. Bilemediğim daha başka nedenler olacaktı işte..”

Dergiyi yatağın üzerine koydu. Televizyonu açmak için kalktığında, kocasının, “Sinemaya gitmek istemez misin?” dediğini duydu.

Vincente Lenero

semaverim fıkırdar |




bu güne kadar, tüm o sıkıcı yazı, şarkı ve fotoğraflara tahammül edip blogumu takip etmekte ısrar eden " erkek " arkadaşlar! öncelikle sabrınız ve ilginizden dolayı teşekkür ediyorum. böylesine bir sabrın da ödülü olmalı diye düşündüğüm için size abdullah yüce 'den "semaverim fıkırdar" şarkısını armağan ediyorum. eğer biraz da rusça biliyorsanız, eminim şarkıyı daha iyi hissedeceksiniz. evet , tüm erkek okuyucularım için gelsin , semaverim fıkırdar !



samavarım fıkırdar
istikamlar şıkırdar
şimdi zeman kızları
el vurmadan fıkırdar

erkut abi 21 Haziran 2008 Cumartesi |



Naaptın Erkut Abi ? Nası bi şarkı yaptın sen abi ?



dikkatsiz müzik iftiharla sunar ! |


Türk müziğinin, unutulmaya yüz tutmuş şarkılarından yaptığımız bu seçmede, birbirinden güzel şarkılar bulacaksınız. Kimi zaman hüzünlenecek, kimi zaman neşelenecek, kimi zaman sıkılıp diğer postlara göz atacaksınız. Fakat her halükarda, kulaklarınızda hoş bir seda kalacağına eminiz. Şimdiden müzikli dakikalar diliyoruz.

Seçmemizde yaralan şarkılar ve sanatçılar, aşağıda meraklısı için belirtilmiştir.

1-Neco – O Şarkıyı Henüz Yazmadım (4:13)
2-Selçuk Ural – Benim Bütün Rüyalarım Seninle (3:28)
3-Nil Burak – Tatlı Tatlı (3:25)
4-Nil Burak – Boşvere Boşvere (3:45)
5-Esmeray – Gel Tezkere (3:37)
6-Cici Kızlar - Nasılsın İyi Misin (2:41)
7-Asu Maralman – Bal Gibi Olur(2:55)
8-Yeliz – Bu Ne Dünya Kardeşim(3:52)
9-Yıldırım Gürses – Lisesi Kız (3:42)
10-Timur Selçuk – İspanyol Meyhanesi (6:09)

*Telif hakları gözönünde bulundurularak, sanatçılara ait eserleri satın almanız önemle hatırlatılır.




















sevinmeyen top olsun |

yok. |

* bazen televizyonu özlüyorum. sesini duyunca nasıl mutlu oluyorum nasıl mutlu oluyorum.

* naif diye bir kelime var, çok güzel. acaba mazrufu var mı?

* "türkiye 2 - isviçre 1" gol ogün. unutmak mümkün mü? ne de olsa ilkti.

* " ademler ve havvalar "diye bir program varya; eşinize "erkeğim" "kadınım" diye hitap edin, diyorlar. düşündüm de doğru. bi de havvanın birisi - kadınlar da süpriz bekliyor, diyince; bir garip adem - yapacaaz dur, demişti. trt int 19:50

* "bence ikiz yatak diyeti en güzeli" çok güzel hareketler bunlar

* yazar efendilerden özellikle rica ediyorum: lütfen kitap bi naneye benzemiyorsa, benziyormuş gibi isimler vermeyin.

* geleneksel 4. ekmek-yoğurt-kavun geceleri devam ediyor

20:00 açılış ve eve giriş
20:05 üstbaş değişimi
20:15 ellerin ve kavunun yıkanması
20:20 3.ekmek-yoğurt-kavun gecesi'nden kalanlar
20:30 yemek
20:40 dilek ve temenniler

* tüm hafta boyunca işe geç kaldım.

* bıyık bıraksam nasıl olur acaba?

* iş dönüşü kırmızı ışıkta beklerken dikiz aynasından gördüm : adam burnunu karıştırırken kadın da tırnaklarını yiyordu. ne uyumlu çiftler var.

* mehmet , gökhan semiz 'e benzemiyor mu? yazık, artık öyle şarkılar yazılmıyor, lan ismail.

* yeni akaryakıt zammıyla "istanbul'un kültür başkenti" olma maliyeti vatandaşın üzerine yüklendi diyor, haber. enerji ampulü meraklısı olmama rağmen soruyorum, japonlara mı yüklenseydi?

* uzunca bir süredir "mavi melek" den başka bir grubun mailini okumuyorum.

* siz tabi bu kadar boş lafın üstüne dişe dokunur birşey var mı diye bakınıyorsunuz. yok.

benny hill tadında bloglar 19 Haziran 2008 Perşembe |





* hulyakonar.com

* sardunya.blogspot.com

* veresiyedefteri.wordpress.com


oynamazsan kazanamazsın 18 Haziran 2008 Çarşamba |



* bazen "pas" dersiniz. artık diyecek bir şey kalmamıştır. oyun bitmiştir. kaybetmişsinizdir. ama yine de kartlarınızı ortaya hoyratça atamazsınız. oyun bitse de kartları masaya kapalı koyarsınız.

* kumarbazlık, tüm kötü alışkanlıklar içerisinde adı en az anılandır. ve en az tanınan. diğerlerinden daha mı az zararlıdır. asla. ama o kadar gözden ıraktadır ki kimsenin aklına gelmez.

* hırsız, para için çalar. oysa hiçbir kumarbaz para için oynamaz. daha doğrusu, hiçbir kumarbaz için para, oyunun asıl amacı değildir. eğer öyle olsaydı, kazanırken bırakmakda tereddüt etmezdi.

* ve yaşlı dünyamızda kazanan bir kumarbaz görülmemiştir.

* yukarıdakiler bana aitti. usta ne demişti hatırlayalım :

"Evet! Ömrümde bir kez olsun sabırlı ve tedbirli davranırsam tamamdır. İşte hepsi bu! Bir kez olsun kişiliğimi bulsam, bir saat içinde tüm yazgımı değiştirebilirdim! Bütün iş güçlü olmakta. Şu son felaketten yedi ay önce Roulettenburg'da neler olup bittiğini anımsamam yeterli. Ah gözümü nasıl da karartmıştım: Her şeyi ama her şeyi kaybetmiş... Tam istasyondan çıkıyordum ki, bir de baktım, yeleğimin cebinde bir gulden kalmış."Vay canına, yemek param varmış meğer!" dedim kendi kendime. Ama yüz adım kadar gitmedim, vazgeçip geri döndüm. O bir guldeni manque - bu kez manque üzerine karar kılmıştım- üzerine oynadım. İnsan yabancı bir ülkede, yapayalnız, sevdiklerinden uzakta, o gün ne yiyeceğini bile bilmeden son, evet son guldenini de ortaya koyduğu zaman içi bir tuhaf oluyor! Kazandım ve yirmi dakika sonra istasyondan cebimde yüz yetmiş beş guldenle ayrıldım. İşte aynen böyle oldu! Bazen tek bir guldenin ne anlama geldiğini görüyorsunuz işte! Peki, ya o gün böylesine ihtiraslı, böylesine cesur olmasaydım!

Yarın, yarın her şey sona erecek artık! "

yazmak mı yaşamak mı 17 Haziran 2008 Salı |


boyyalım mı abi? 16 Haziran 2008 Pazartesi |



herşeyden önce ayakkabı boyacılığı, simit satmaya benzemez. ciddi sermaye birikimi ister. boya ister, cila ister, fırça ister, kadife ister, terlik ister, çekiçle düzeltilmiş çay kaşığı ister,bunları koyacak sandık ister ve elbette oturacak bir tabure ister. tüm bunların olması da yetmez; tatlı dil, güleryüz, güven telkin etmek ister. bunları tamamladıysanız eğer, yaya trafiğinin çok belediye zabıtasının az olduğu bir köşe başı ister. simit satmak öylemi ya. ufak bir sermayeniz ve eski bir tepsi olsa yeter. hem simitçilikte mesai saatleri de bir tuhafdır. çok satış yapmak istiyorsanız hava daha karanlıkken kalkmanız, alacakaranlıkta satışa başlamanız gerekir. işin tüm bereketi o saatlerdedir. o saatleri kaçırdıysanız akşama kadar dolaşsanız nafile. boyacılığın efendi adamlarınki gibi saatleri vardır. mesainiz tüm insanlarla beraber başlar, hava kararmaya yakın evinize gidersiniz. hem işinizi seviyorsanız kendinizi geliştirme imkanınız da vardır. geliştirdikçe işinizi daha çok sever, işinizi sevdikçe düzenli müşteriler kazanır, bol bol bahşişi de cebinize atarsınız.

konuyla ilgili daha çok şey yazabilirim ama sıkıcı olmasını istemem. size son olarak diyeceğim şudur: lütfen ayakkabılarınızı, herzaman hazır boyalarla boyamayınız. biliyorum hepiniz çok meşgulsünüz. fakat vakit ayırıp, arasıra da olsa ayakkabılarınızı lütfen o çocuklara boyatınız. bunu sizden o çocuklardan biri olarak rica ediyorum.

belki onların da almayı hayal ettikleri birşeyler vardır.

bütün aşk mektupları |



Bütün aşk mektupları
Gülünçtür.
Aşk mektubu olmazdı onlar eğer olmasalardı
Gülünç.

Ben de zamanında yazdım aşk mektupları,
Başkaları gibi,
Gülünç.

Aşk mektupları, eğer aşk varsa,
İster istemez
Gülünç.

Ama, her şey bir yana,
Asla aşk mektubu
Yazmamış olanlardır sadece
Gülünç.

Ah, yazdığım zamanlara geri dönsem
Farkında olmadan
Gülünç
Aşk mektupları...

Aslında bugün
Benim anılarımdır
Bu aşk mektuplarına dair
Gülünç
Olan.

(Vurgulanan bütün kelimeler,
Vurgulanan duygular gibi
Doğal olarak
Gülünç.)



Fernando PESSOA

you know i'm no good 15 Haziran 2008 Pazar |



for my father |


* Nuri Bilge Ceylan

juri treskoff |




* meraklısana sahibinden fotoğraflar

dügah perdesinde karar kılmak 14 Haziran 2008 Cumartesi |





öylesine bir gün |







* geç kalktım ama tembellik etmeyip güzel bir kahvaltı yaptım.
* biraz televizyon izledim.
* bir anatomi dersi : ev 'i okudum.
* dünya şiiri antolojisi'nden şu şiiri okudum.
* dikiş nakış bloglarına baktım. ne de olsa o taraftan da bir ilgi var.
* boris vallejo 'yu hatırladım, bir kez daha hayran kaldım.
* son günlerde terapi aracı olarak kullandığım trt fm i dinledim.
* iki tane post yayınladım.
* canım sıkıldı.
* elma yedim.
* tekrar televizyon izledim.
* bol bol sigara içtim.
* apartmandaki çocuklar, bahçedeki gösterilerine davet ettiler.
* telefonumu şarj ettim.
* devotchka dinledim.


çekirdek aile |


1883 yılında Ziraat Bankası'nın çekirdeğini oluşturan Memleket Sandıkları'na sermaye kaynağı sağlamak için öşrün onda biri oranında vergi kondu. Ve adı Menafi Sandıkları'na dönüştürüldü. Bu sandıklarda toplanan fonlar, üreticiye kredi sağlayacak yerde, onun kaynaklarını hazineye ve mahalli nüfuz sahiplerine aktaran bir araç haline geldi.
İlahi Midhat Paşa ömürsün vallahi!


Sırlı Tuğlalar
Sadık Yalsızuçanlar

geçmiş zaman olur ki |




Geçen Cumartesi günü vilayetimizin Sarayönü kazasında da büyük bir topluluğun iştirakiyle bir miting yapılmıştır.
Binlerce vatandaşın toplanmış olduğu Cumhuriyet meydanında evvela Üniversite talebesi Cihan Çeter, gençlik adına bir konuşma yaparak : "Her gecenin bir sabahı vardır.: hürriyet, bütün insanların davasıdır" demiş ve "İnönü, Dumlupınar, 26 Ağustos zaferleri" ni birer misal olarak zikrederek İstiklal marşı şairi Mehmet Akif'ten şiirler okumuştur.
Müteakiben diğer hatipler de birer konuşma yapmış ve Atatürk'ün gençliğe hitabesi okunmuştur. Diğer taraftan kurbanlar kesilmiş ve halkın orduya güveni ifade edilerek olgun bir hava içinde miting son bulmuştur.

Yeni Meram
10 Haziran 1960
10 Kuruş

15 haziran babalar günü 13 Haziran 2008 Cuma |